BEDRAN FORUM

Kültür, sanat, edebiyat ve tarih.


    sesler ve yollar

    Paylaş

    SEFKAN

    Mesaj Sayısı : 30
    Kayıt tarihi : 22/04/09

    sesler ve yollar

    Mesaj  SEFKAN Bir Perş. Haz. 25, 2009 5:43 am



    Suphi

    Tarih: 16 Aralık 2008 Salı




    (Dengbej Bedran’a ve isimsiz nice sanatçılara)


    Hangi yolculukta el sallayanlarımız vardı ki… Hangi ses kendimizle yüzleştirirdi bizi…



    O zamanlar yolların heyecanı sarardı titreyen bedenimi. Yeni yerler, yeni insanlar, acılar, sesler…

    Yıllar önceki ilk yolculuğumu hayal meyal hatırlarım. Eski, benim yaşım kadar eski otobüslerdi. 302 mersedesler… Kırk saat süren yolculuklarda koltuk aralarına uzanırdım, yatamazdım da. Babam yanına alır pencerenin üşüyen kısmına yaslardım başımı. Bakardım, küçük köylerin bacası tüten evlerine, birde o uzak köylerdeki evleri kuşatan askerciklere, anlamazdım o zamanlar köylerde ne işleri olduklarını.

    Vardığımız Minare kentli şehrin küçük ölülerle dolu ilçesine, bedenimi bir sevinç kaplardı. Otobüsün etrafında akrabalar el sallarlardı. O günlerde el sallamanın ne kadar değerli olduğunun bilincine varmıştım…

    Sonra büyüdük, şehirlerde büyüdü ve yollar… Uzun süre ara verdiğim yolculuklara tekrar başlamıştım. Bu sefer yalnız… Gözlerimde hala çocuk gülümsemesi. O günlerde yolculuklara başladığım ilk zaman, arkamdan el sallayanlarım bir hayli fazlaydı. Kardeşlerim, arkadaşlarım, şehrin ışıkları, denizim, göğüm…

    Sonra yolculuklar artı, büyüdü. Büyüdükçe, el sallayanlarımda kalmadı. Ve ben her yolculukta daha da çok gömüldüm yalnızlığıma. Yolculuklarım başkalarına göre sıradanlaşınca, benim içimdeki çocuk bir o kadar öldü. Çünkü gözlüğümün arkasına iliştirdiğim gözyaşlarım çoğalmıştı. Ve el sallayacak kimseciklerim kalmamıştı.

    Kimseler yoktu ama gidilmesi gereken yollar vardı, başkalarının ayaklarıyla gittiğim yollar… Bedenim küçüldükçe şehirlere sığmaz olmuştum.


    Oysa o yollarda dört büyük sesi arar dururdum, kimse bilmezdi. Bulduğum zamanlar kendime sarılır gibi sarılırdım, bırakmak istemezdim…

    (ki insan kendine yaptığı yolculuklardan hep yeni haberlerle dönmezmiş. Sonradan öğrendim, büyümüştüm…)

    O dört ses…

    Biri müzik sesi;

    Müziğin benim hayatımda yer ettiği iki değirmen.

    Biri keman sesi,

    Fransız konçertosundan yükselen, yükseldikçe içime saplanan o keman sesi.

    Diğeri;

    Dengbejlerin, yıllanmış şaraplar gibi yüreğimi sarıp, içimi sızlatan sesleri.


    DENGBEJ BEDRAN’IN stranlarından çıkan o çığlık. O yoksul, o ağarmış, o perişan bir o kadar da umutlu stranlarının yüreğimi delen, harman yerine çeviren yüreğimin sesi… DENGBEJ BEDRANIN sesi…

    Bir başka ses;

    Denizin sesi…


    Ben o sesi nerde olsam tanırım. Duyar kulaklarım, parçalanırım.

    Denizden uzaklaştıkça, o sesten de uzaklaştığını zanneder insan. Ama yok yok öyle değil. Rakımın 2000 olduğu, bulutların beline indiği bir Hakkâri akşamı, kar yağarken yazın ortasında, üşürken de hissedersin denizin sesini. Egeden bir imbat kopup gelmiştir. Yorgun belki yaşlı ama inançlı…

    Bir başka ses;

    Kadının sesi…

    Ezilmişliğin sesi, itilmişliğin…


    Küfürler edip, hayvanlarımızdan daha çok ezdiğimiz kadınların sesi.

    Ülkemin sessiz çığlıklarının sesi.


    Kadınlar… İnce, kadife sesleri, acının sesi.

    Kimse bilmez, bilmedi de kadınların yıllardır aynı siyahla gezmelerinin sebebini.


    Onların hep üşüyen bedenleri vardı, kimsenin dokunmayı beceremediği bedenleri… Bir ceylan gibi sekerken seslerini de küçülttük… Ve artık hiç biri konuşmuyor, konuşamıyor… Hepinizin kalemini kırıyorum, beni o kutsal sesten mahrum bıraktığınız için…

    Ve son ses;

    Sessizliğin sesi…

    Diğer seslerin toplamı olan ses.


    Müziğin, denizin ve kadının seslerinin toplamı olan ses…

    Benim en büyük haykırışım.


    Herkes bütün sesleri hisseder de ya o hissettiği sesin sessizliğini hissede bilir mi? Hissede bilir mi?


    Ömrümün eylül yağmurları düşerken toprağın soyluluğuna, düştüğünde çıkardığı ses.


    Yağmurun değil, yağmurun sessizliğinin sesi.

    Ve ya bir sonbahar gümbürtüsünde kadim bir nar ağacından dökülen yaprağın, daldan koptuğunda çıkardığı ses…


    O sesi her duyuşumda Ağrı dağı isyanında beynime mitralyöz parçalarının saplandığını hissederim…


    Eğer olurda bir gün bu dört sesi duyar olursanız.


    Müziğin sesi; müziğin içinde Fransız konçertosundan yükselen kemanın sesi ve DENGBEJ BEDRAN’IN ses.

    Denizin sesi,

    Kadının sesi…

    Ve bu seslerin asıl kimlikleri olan sessizliğini…

    Bu seslerin sessizliğini. Olurda bunları duyarsanız, siz de kendi yolculuklarınıza çıkın ve dinleyin sessizliğin sesini…



    ---Gökhan TUÇ---





    Suphi
    gokhan_tuc@hotmail.com


    _________________
    EVİNA WELAT JI EVİNA YARé BéTİRE

      Forum Saati Paz Ocak 22, 2017 5:42 am