BEDRAN FORUM

Kültür, sanat, edebiyat ve tarih.


    acı çekmedim..

    Paylaş

    HeBuN

    Mesaj Sayısı : 21
    Kayıt tarihi : 26/04/09
    Yaş : 39

    acı çekmedim..

    Mesaj  HeBuN Bir Paz Eyl. 06, 2009 8:19 pm

    Fakat acı çektim mi? Acı çekmedim. Sadece halkımın
    acı çekmesinden ötürü acı çekiyorum. Yaşıyorum
    içinde, yaşıyorum anayurdumda, bir hücre gibi
    o sonsuz ve alazlı kanda.
    Zamanım yok kendi acılarıma.
    Kimse acı çekmemi sağlayamaz
    bana temiz güvenlerini veren bu hayatlar olmadan,
    ve bir hain gibi bıraktı ölü mağaranın
    dibine vursun diye, ne ki geri döneceğiz
    oradan ve yükselteceğiz gülü.

    Cellat benim yüreğimi yargılasın diye
    baskı yaptığında yargıçlara,
    açtı o kararlı kitle,
    halkım, o muazzam labirentini,
    aşklarının uyuduğu o bodrumu,
    ve orada tuttular beni, gözetleyerek
    ışık ve hava gelinceye dek.
    Söylemişlerdi: “Borçlusun bize,
    sensin koyacak o soğuk işareti
    o kötücül kirli isme”.
    Acı çektim, sadece acı çekememekten ötürü.
    Biraderlerimin karanlık hapishanelerinden
    geçememekten ötürü,
    bütün acılarımla bir yara gibi,
    ve her bir topallayan adım yetişti bana,
    senin sırtına inen her bir darbe paraladı beni,
    senin şehadetinden her bir damla kan
    kanayan şarkıma sızdı gitti.



    Pablo Neruda
    Çeviren: İsmail Aksoy

    ARAM

    Mesaj Sayısı : 3
    Kayıt tarihi : 24/04/09
    Nerden : kimbilir:))

    Yılmaz Güney tanıyalım

    Mesaj  ARAM Bir Ptsi Eyl. 07, 2009 8:39 am

    Oyuncuların değil, bir yönetmenin kitlelerce benimsenmesi belki de Türk sinema tarihinde bir ilki oluşturur. Yılmaz Güney. Sinema yönetmeni, senarist, yazar ve aynı zamanda bir aktör. Günümüz yönetmenlerinin birçoğunun sinema anlayışına yön veren Yılmaz Güney, zamanın siyasi çalkantıları sırasında pek çok kez soruşturma geçirmiş ve hapse düşmüş ancak o mesleğini parmaklıkların ardında da olsa sürdürmeye devam etmiştir.






    Soyadı Pütün olan Yılmaz Güney, 1 Nisan 1937'de Adana'nın Yenice köyünde doğdu, 9 Eylül 1984'te Paris'te öldü. Bir işçi ailesinin yedi çocuğundan biriydi. İlk ve ortaöğrenimini Adana'da tamamladı. Öğrenimi sırasında ailesinin maddi zorlukları yüzünden pamuk işçiliğinden, gazoz ve simit satmaya kadar birçok işte çalışmak zorunda kaldı. Ardından Kemal Film ve And Film şirketlerinin bölge temsilciklerinde çalıştı. Aynı zamanda öyküler yazıyor, edebi birikimini artıyordu. Ankara Hukuk Fakültesi'nde okurken yönetmen Atıf Yılmaz ile tanışması da mesleğinde ilerlemesi açısından önemli bir basamağı oluşturur. Atıf Yılmaz'ın desteğiyle sinema çalışmalarına da başlar.

    1959 yılında Atıf Yılmaz tarafından çekilen Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik filmlerinin senaryolarını yazar ve aynı zamanda oyuncu olarak katkıda bulunur. Karacaoğlan'ın Karasevdası'nda da yönetmen yardımcılığına kadar yükselir. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkum olur.


    İki yıl sonra kaldığı yerden işe devam eder. Daha çok ikinci sınıf serüven filmleriyle haşır neşir olur. Bu filmlerde karşımıza çıkan �Anadolu çocuğu� karakterinin ezilen, hor görülen ancak suskun kalmayı kabul etmeyen, baskıcı otoriteye direnen yapısı, bu tiplerle kendini özdeşleştiren kesim tarafından kolayca sevilir. Güney'e Çirkin Kral lakabının yapıştırıldığı bu dönemde (bize kalırsa çok haksız bir yakıştırma), öyküsünü kendisinin yazdığı ve Lütfi Akad'ın yönettiği Hudutların Kanunu adlı filmdeki doğal ve abartısız oyunculuğu gerçeklikten son derece uzak Yeşilçam sinemasında da bir farklılaşmanın başladığının göstergesidir.
    Gerçek anlamda ilk kez 1967'de yönetmen koltuğuna oturan Yılmaz Güney, 1968 yılında önemli sayılabilecek ilk filmi Seyyit Han'ı çeker. Doğu topraklarındaki bir sevda öyküsünü anlatan bu film, üslubu açısından olumlu tepkiler alır. Hemen ardından Aç Kurtlar ve Bir Çirkin Adam'ı çeker. 1970'e gelindiğindeyse Türk sinemasında önemli bir yere sahip olan Umut adlı film seyirciyle buluşur.
    �Umut', eski faytonu, gücü dermanı kalmamış atıyla nüfusu kalabalık ailesini geçindirmeye çalışan, ağır yaşam koşullarının zorlamasıyla giderek çıkmaza giren, bir trafik kazasında atını kaybettikten sonra önce faytonunu, başarısız bir soygun denemesinin ardından da elinde neyi varsa satan, sonra da define aramaya koyulan Cabbar'ın öyküsünü anlatır. Güney'in kendi yaşamından da izler taşıyan bu film, öykünün durduğu yer ve anlatımının gerçekçiliği bakımından çizgisini hemen belli eder. Adana Altın Koza Film Şenliği'nde en iyi film seçilen, sansür kurulu tarafından yasaklanması ertesinde Danıştay kararınca gösterime giren �Umut', burada olduğu kadar, yurtdışında da ilgiyle karşılanır.
    1971 yılında üç filminin birden (Ağıt, Acı ve Umutsuzlar) Adana Altın Koza Film şenliğinde dereceye girmesi böyle bir şeyin ilk olması bakımından şaşırtıcıdır, ancak onun yeteneğini bilenler için tam tersidir.
    1972 yılında siyasi olaylara karıştığı gerekçesiyle tutuklu kalan Güney, Boynu Bükükler adlı romanını yeniden yazıp Boynu Bükük Öldüler adıyla yayımlar. Kitap, 1972 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü'nü kazanır.
    Tutukluk döneminin bitmesi sonrasında, 1974'te bir başyapıt sayılan Arkadaş'ı çeker. Birbirinden uzak düşen iki üniversite öğrencisinin, aralarındaki toplumsal uçurumların farkına varmaları ve ilişkilerinin giderek zayıflamasının anlatıldığı film, ülkemizdeki �kültür şoku'nun da bir belgesi gibidir. Yılmaz Güney'in Adana'da Endişe adlı filmi çekerken karıştığı bir olay sırasında bir yargıcı vurarak öldürmesi uzun bir hapishane hayatının başlangıcı olacaktır.
    Yine de o sinemadan kopamaz. Senaryolar yazmaya, üretmeye ve hep üretmeye devam eder. Senaryolarından biri Zeki Ökten tarafından Sürü adıyla sinemaya aktarılır ve bu film, yurtiçinde ve yurtdışında birçok ödül alır. Ökten'in çektiği Düşman'ın ardından Gören'in kamera karşısına geçtiği Yol gelir.
    1981'de cezaevinden yurtdışına kaçmayı başaran Yılmaz Güney, Yol'u yeniden çeker ve film bu kez 1982 Cannes Film Şenliği'nde büyük ödülü Costa Gavras'ın Missing'iyle paylaşır. Yılmaz Güney yurda dönme çağrılarına uymaması sebebiyle 1983'te Türk yurttaşlığından çıkarılır. Aynı yıl Fransa'da Le mur (Duvar) adlı filmi çeker, ancak film pek ilgi görmez. Ve ertesi yıl kanser nedeniyle yaşama veda eder.




    Yılmaz Güney, senaryosundan kurgusuna kadar sinemada yetkin olmayı beceren ender yönetmenlerden biridir. Sürekli farklılık arayışı içinde olması, yapıtlarındaki şiirsellik ve zengin görsellik onu ayrıcalıklı kılan yanlarıdır. Lütfi Akad'ın özgün bir anlayış getirdiği Türk sineması Yılmaz Güney'in filmleriyle yeni bir aşama kaydetmiştir. Detay zenginliğine sahip, realist, olanakları en uygun biçimde kullanan ve toplumsal olayları özümseyen filmlerdir bunlar. Yılmaz Güney sineması �sinemacılar kuşağı' olarak bilinen genç kuşak yönetmenleri de yönlendirmeyi başarmıştır. Onunla başlayan ve �Yeni Sinema' olarak adlandırılan bu dönemde Türk sineması dünyaya açılma olanağı bulmuş, onu takip eden genç yönetmenler yurtdışında kayda değer başarılar elde etmişlerdir. Yapıtlarıyla gerek yurtiçi gerekse yurtdışında birçok ödül kazanan Yılmaz Güney, sanatın diğer dallarında verdiği eserleriyle de pek çok kitlenin gönlünde önemli bir yere sahiptir.


    Yılmaz Güney'in Eserleri:
    Rol Aldığı Filmler: Tütün Zamanı, 1959 - Dolandırıcılar Şahı, 1961 � Kara Şahin, 1964 � Mor Defter, 1964 � On Korkusuz Adam, 1964 � Yaralı Kartal, 1965 � Beyaz Atlı Adam, 1965 � Ben Öldükçe Yaşarım, 1965 � Sokakta Kan Vardı, 1965 � Çirkin Kral, 1966 � Hudutların Kanunu, 1966 � Ve Silahlara Veda, 1966 � Yiğit Yaralı Olur, 1966 � Balatlı Arif, 1967 - İnce Cumali, 1967 � Kızılırmak Karakoyun, 1967 � Kozanoğlu, 1967, Kurbanlık Katil, 1967 � Azrail Benim, 1968 � Kurşunların Kanunu, 1969 � Zeyno, 1970 � Namus ve Silah, 1971 � Sahtekar, 1972. Senaryosunu Yazıp Yönettiği Filmler: Bu Vatanın Çocukları, 1959 � Alageyik, 1959 � Kamalı Zeybek, 1964 � Konyakçı, 1965 � Krallar Kralı, 1965 � At, Avrat, Silah, 1966 � Eşrefpaşalı, 1966 � Çirkin Kral Affetmez, 1967 � Belanın Yedi Türlüsü, 1969 � Piyade Osman, 1970 � Sevgili Muhafızım, 1970 � Şeytan Kayalıkları, 1970 � İbret, 1971. Senaryosunu Yazdığı Filmler: Karacaoğlan'ın Karasevdası, 1959 � Endişe, 1974 � İzin, 1975 � Bir Gün Mutlaka, 1975 � Sürü, 1978 � Düşman, 1979 � Yol, 1982. Senaryosunu Yazdığı, Yönettiği ve Oynadığı Filmler: Bendim Adım Kerim, 1967 � Pire Nuri, 1968 � Seyit Han, 1968 � Aç Kurtlar, 1969 - Bir Çirkin Adam, 1969 � Umut, 1970 � Kaçaklar, 1971 � Vurguncular, 1971 � Yarın Son Gündür, 1971 � Umutsuzlar, 1971 � Acı, 1971 � Ağıt, 1971 � Baba, 1971 � Arkadaş, 1974 - Zavallılar, 1975. Senaryosunu Yazdığı ve Yönettiği Film: Le Mur, 1983. Kitapları: Boynu Bükük Öldüler, 1971 � Hücrem, 1975 � Salpa, 1975 � Sanık, 1975 � Selimiye Mektupları, 1975 � Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz, 1977 � Seçimlerde CHP Neden Desteklenmelidir?, 1977 � Faşizm Üzerine, 1979 � Paris Komünü Üzerine, 1979, Oğluma Hikayeler, 1979.



    YILMAZ GÜNEY hayatı ve şiirleri



    Bir sanatcı olarak ''Yılmaz Güney'' olarak bilinir.Ama asıl adı Yılmaz Putun'dur. 1937 Yılında, Adana'nın Yenice Koyünde doğdu.Topraksız bir köylu ailenin iki cocuğundan biridir. Dokuz yaşından sonra hayatını çalışarak kazandı.İlk işi dana gütmekti.Liseyi Adana'da bitirdi.1955'te süren tatbikat sonucu birbuçuk yıl ağır hapis ve 6 ay sürgün cezası aldı.Oğrenimi yarıda kalmıştı. İlk olarak 1961'de cezaeviyle tanışmıştı.1962 Aralığında cezasının bitimiyle, muhafazakarlığı ile ünlü, Konya şehrine sürgüne gönderilmişti.1968'de askere gitti.1970 Nisanında döndu.1972'de, martın 16'sında devrimcilere yardım ettiği gerekcesiyle tutuklandı.Mahkeme sonucu 10 yıl ağır ceza hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı.1974 Eylülünde,bir cinayet olayına adı karıştı ve on dokuz yıl mahkum edildi.Cezaevindeyken ''GÜNEY'' adlı bir sanat-kultur dergisi çıkardı.Onüç sayı sonra sıkıyonetimin yeniden gelmesi üzerine dergisi kapatıldı ve hakkında yazdıklarından ötürü on ayrı dava acıldı.İstenen ceza toplamı yuzyil idi.1981 Ekiminde izinli cıktığı İsparta cezaevine bi daha dönmedi.Sonra da yurt dışına çıktı.1981 Ekimine kadar, yaklaşık oniki yılını çeşitli cezaevlerinde geçirdi.Bu oniki yıl içinde ikisi yarı-açık olmak uzere onbeş cezaevi tanıdı.İltica etiği Fransa'nın Paris şehrinde 1984'te vefat etti



    ARKADAŞ


    Olmasın o ta içten
    Gülen gözlerde yaş
    Bir gün gelip ayrılsak da
    Seninle arkadaş

    Bir kıvılcım düşer önce
    Büyür yavaş yavaş
    Bir bakarsın volkan olmuş
    Yanmışsın arkadaş

    Dolduramaz boşluğunu
    Ne ana ne kardaş
    Bu en güzel bu en sıcak
    Duygudur arkadaş

    Ortak olmak her sevince
    Her derde kedere
    Ve yürümek ömür boyu
    Beraberce el ele

    Olmayacak o ta içten
    Gülen gözlerde yaş
    Bir gun gelir ayrılsak da
    Seninle arkadaş


    KENDİM İÇİN YAŞAMIYORUM


    hayatı kendim için yaşamıyorum. ve korkmuyorum
    hiç birşeyden. başıma gelecekleri de biliyorum.
    herşeye rağmen düşmana inat yaşayacağız.
    Yarın bizim çünkü...


    BİR GÜN


    Hangi zorluğu
    yenmemiş insanoğlu.
    Hele taşıyorsa içinde
    bu insanca sevgiyi.
    Güzel günler
    zorlu duraklardan
    geçer sevdiğim.
    Damla damla
    birikiyor insan.
    Damla damla sevgili...
    Bir gün
    akıp gideceğiz hayata.
    Duvarlar yıkılacak,
    açılacak bütün kapılar
    bilesin.
    Benim yüreğim
    sensin şimdi
    seni vurur durur...
    Ve yine damla damla
    çoğalıyorsun içimde.


    KÖPRÜ


    Sevgili
    yetmiyor 'sevgili' sözü
    tek başına. Karşılamıyor
    içimi dolduran duyguyu.
    Oysa ben 'sevgili'
    derken neler
    düşünüyorum bilsen.
    Sonsuz, bir güneş
    bir yudum rakı
    çiçeğe durmuş ince bir
    bahar dalı
    oğlumun sıcak yanağı
    anamın acılı gözleri
    babamın tütün kokan eli
    evimizdeki kuş
    yarının güzel günleri.
    Anlatılması güç binlerce
    duygu ve sen...
    İşte sen
    beni hayata bağlayan
    en güzel köprüsün;
    köprülerin en güzelisin.
    Sevgilim... Güzelim...
    İnsanı yaşatan
    içimizdeki hayat böceğidir.
    O ölürse
    hayatımızın da tadı biter.
    O sakın ölmesin
    yaşat onu.


    CANIM


    Canım, sevdiğim, yüreğim
    Bu duvarlar bizi ayırmaya yetmez bilesin
    Bu kapılar, bu demir parmaklıklar hava inan
    Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü
    Bazen bir serçe kadar güçsüzsem bir nedeni vardır
    hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu
    Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi


    BU ALEMDE KRAL TANIMAM


    Sen hiç ölümün gölgesinde özgürlüğü yaşadın mı
    Bir garibanın elinden tutup da hiç kadere rest çektin mi
    Alçağın adisine ispiyoncusuna kurşun yağdırdın mı
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

    Sen zevkini sefanı sürerken ben hayat okulunu okuyordum
    Sen elin cilalı mermer taşlarında kibar beylerle dans ederken
    Ben hergün azraille dans ediyordum
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

    Sen sıcak yatağında rahat uyurken
    Ben ise parçalanmış vücudumun acısıyla mahkeme duvarlarına
    Yaslanmış, gelmeyi bilmeyen karanlığı bekliyordum
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

    İdam sehpasında bir mahkum yaşamayı ne kadar çok istiyorsa
    Ben de seni o kadar çok seviyorum...
    Aşıma katmadım haram, güzel çirkin aramam
    Yanlış yapanı tanımam... Bu senin için de geçerlidir gülüm
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam...


    Canim, Sevdigim, Yüregim...


    Bu duvarlar yetmiyor bizi ayirmaya bilesin...
    Bu parmakliklar, bu demir kapilar, bu hava, inan...
    Bazen bir yumrukta yikacak kadar güçlü,
    Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardir...
    Hangi zorlugu yenmemis insanoglu.
    Hele tasiyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
    Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdigim.
    Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili...
    Bir gün akip gidecegiz hayata...
    Duvarlar yikilacak, açilacak bütün kapilar bilesin.
    Benim yüregim sensin simdi, seni vurur durur...
    Ve yine damla damla çogaliyorsun içimde.



    Eskiden Bilmezdim Yalnizligi


    Eskiden bilmezdim yalnizligi
    Bir agaç nasil yalniz degilse ormaninda
    Bir çiçek kendi dalinda
    Eskiden bilmezdim yalnizligi

    Yalnizligin içinde
    Simdi yalniz, yalniz miyim
    Kopuk muyum dalimdan
    Uzaginda mi kaldim ormanin



    Hayat Bize Mutlu Olma Sansi Vermedi


    Hayat bize mutlu olma sansi
    vermedi
    Biz kendimizden baska
    Herkesin üzüntüsünü
    Üzüntümüz,
    Acisini acimiz yaptik.
    Çünkü Dünya'nin öbür ucunda,
    Hiç tanimadigimiz bir insanin
    Gözyasi bile içimizi parçaladi...
    Kedilere agladik
    Kuslarin yasini tuttuk.
    Yüregimizin yufkaligi
    Kimi zaman hayat karsisinda
    Bizi zayif yapti.
    Aslinda ne güzel seydir
    Insanin insana yanmasi
    Sevgili...
    Ne güzeldir bilmedigin birinin
    derdine üzülmek ve çare aramak.
    Ben bütün hayatimda hep
    Üzüldüm, hep yandim..
    Yasamak ne güzeldir be sevgili
    Sevinerek, severek, sevilerek,
    Düsünerek...
    ve o vazgeçilmez sancilarini
    Duyarak hayatin

      Forum Saati Perş. Mart 30, 2017 6:52 am