BEDRAN FORUM

Kültür, sanat, edebiyat ve tarih.


    ve yine insanları anlayabilmek..

    Paylaş

    HeBuN

    Mesaj Sayısı : 21
    Kayıt tarihi : 26/04/09
    Yaş : 39

    ve yine insanları anlayabilmek..

    Mesaj  HeBuN Bir Cuma Mayıs 22, 2009 7:55 pm

    Zaman zaman başkaları tarafından iyi anlaşılamadığımızdan, kendimizi iyi ifade edemediğimizden yada başkalarını anlayamadığımızdan şikayet eder dururuz. Bu durum ile hepimiz hayatımızın belirli dönemlerinde karşılaşmışızdır. Hatta belki felsefesini yaparak derinlemesine konuyu incelemiş, yada umursamadan yalnızca şikayetimizi dile getirmişizdir.

    Bir olayı ifade etmenin, bir düşünceyi söylemenin bin bir çeşit yolu vardır. Sesinizin tonu, seçtiğiniz kelimeler, konuşmaya başladığınız zaman söylediğiniz ilk kelime, sizin aslında istemediğiniz bir biçimde algılanmanıza neden olabilir. Fakat ağzınızdan çıkan bir sözün, yada yazdığınız bir kelimenin artık dönüşü yoktur.

    Hep insanları anlamayı isteriz. Fakat öncelikle, kendimizi anlayabilsek; neden yapıldığımızı, gerçekten ne olduğumuzu, neden böyle davrandığımızı, güçlü yanlarımızı ve onları nasıl kuvvetlendirebileceğimizi, zayıflıklarımızı anlayabilsek, onların üstesinden de gelmeyi bilebilirdik.

    Hep insanları değiştirmeyi isteriz. Diğer insanları anlamaya çalışırken, bizden değişik oldukları için yanlış olmadıklarının farkına varabiliyor muyuz? Bir insanı seviyorsunuz, ama onun beğenmediğiniz yönleri var, onu değiştirmek istiyorsunuz. Peki hiç düşündünüz mü? O insan değişince, sizin sevdiğiniz insan mı olacak, yoksa başka bir insan mı? İnsanları olduğu gibi kabul etmeli, herşeyi ile, bütünüyle. İnsanlar değişime karşı değildir. Onlar değiştirilmeye karşıdırlar

    Hep olaylara kendimiz açısından bakarız. Peki hiç empatiyi denediniz mi? Empati; bir insanın kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Kişiler ile iletişim kurarken, ne olduğumuzu değil, karşımızdakinin bizi nasıl gördüğünü düşünerek iletişimde bulunuruz. Bu da bizim kendimize güven duymamızı engeller. Oysa Goethe şöyle söylemiş; Siz kendinize inanın başkaları da size inanacaktır;

    İnsanlara karşı ne kadar dürüstüz? Bu sorunun cevabını; Shakespeare İşte bu herşeyin üstünde, kendine karşı dürüst olmak...Sonra günün geceyi izlediği gibi o kişi artık herkese karşı dürüst olacaktır diyerek vermiştir. Peki biz kendimize karşı dürüst müyüz?

    Eğer insanları anlamak ve anlaşılmak istiyorsak atalarımızın söylediği gibi, öncelikle iğneyi kendimize, çuvaldızı başkalarına batırmalıyız. Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak, başkalarına da öyle davranmalıyız. Kimsenin bize karşı olduğu yok, onlar sadece kendi taraflarını tutuyorlar. Bunun için onları suçlayabilir miyiz?


    Dale Carnegie'den birkaç tavsiye ile yazımı noktalamak istiyorum:

    - Karşınızdakinin fikirlerine saygı gösterin ve asla yanılıyorsun demeyin.
    - Eğer hatalıysanız bunu hemen kabul edin.
    - Konuşmaya içten bir iltifat ve övgüyle başlayın.
    - İyi bir dinleyici olun, karşınızdakine kendinden bahsetmesine izin verin.
    - Yargılamayın ki, yargılanmayınız.
    - Eleştirmeyin, suçlamayın, şikayet etmeyin.
    - Eleştiri boşunadır, çünkü insanları kendilerini savunmaya ve genellikle kendini haklı görmeye iter.
    - Karşımızdakilerle ancak, onlar bizimle ilgilendiğinde ilgileniriz.
    - Çoğu insan, tek istedikleri kendilerini dinleyecek biri olmadığı zaman doktorunu arar.
    - Fikirlerinin yanlışlığı kanıtlanan kişi, hala aynı fikirleri savunur.
    - Nefreti nefretle değil, ancak sevgiyle yok edebilirsiniz.

    HeBuN

    Mesaj Sayısı : 21
    Kayıt tarihi : 26/04/09
    Yaş : 39

    hayatta herşey hiçbirşeye tekabul ederse ruhun bedende altyazı olur..

    Mesaj  HeBuN Bir Salı Mayıs 26, 2009 9:08 pm

    inzivaya cekilecek kadar cok gencim tefekkure dalacak kadarda cok yaşlıyım güzel kardesim.tşk alakan için..baştacısın.... yanlızlık nekadar güzeldir bilemiyorum ama yada güzel olan yanını ben keşfedemedim daha ama sızıntı dergisinden su alıntıyıda yapmadan edemiyecem......Pek âlâ, çevrede hiçbir dostu kalmamış veya böyle bir bölgede yalnızlık kulvarına düşmüş bir insan ne yapmalı.. Ya hayat koşusuna devam edecek, gönül ve fikir adalelerini sağlam tutacak ya da bir özürlü gibi kenara çekilip tamamen ölüme gitmenin veya çökmenin zamanını bekleyecek...Yalnızlık kulvarından koşusuna devam eden insan bu kulvara lüzumsuz bir şekilde kendini ittiyse, bence makbul bir yol alma şekli değildir bu... Hani Lut (a.s)'un, İbrahim (a.s)'in yalnızlığı, Nuh (a.s)'un kimsesizliği gibi bir şey olursa belki mazur görülebilir... Bütün sebepleri yoklayıp, bütün gücünü sarfedip doğru düşüncesine inanacak ve fikirlerini paylaşacak bir dost bulmak için gayret gösterdikten sonra bence Ebu Zerlik hiçbir zaman zararlı bir şey değildir. Lâkin sık sık bu iklime girmek için hayat, insanı itekler durur. Bu, her insana, az çok, hayat yolunda olan bir şeydir.
    Küçük hâdiseler, basit olaylar ve minik üzüntüler insanı yeis kuyusuna atmamalı ve yalnızlığın girdabına yuvarlamamalı...

    En son, acıların dayanamayacağı bir anda, nefesinin kesilmeye yüz tuttuğu ve ancak kendine yetecek kadar bir soluğu kaldığını hissettiği bir demde insan kenara çekilip iç dünyasının tam kurumasına engel olmalı.. Bu kenara çekiliş ruhun dermansız kalmasıyla ve kan kaybının artmasıyla ortaya çıkan bir geri hamledir. Bir inziva gibi, bir kendini yenileme gibi bir zaman kazanma hamlesi olarak görmeli bunu.. Yoksa insan kendine ait zaman ve zemini bulduğu anda, havaya bakıp tohum ekmeye çıkan çiftçiler gibi hemen toplum içine girmeli ve kalplere, ruhlara İyilik ve güzellik tohumlarından ekmeye başlamalı... Fakat buna rağmen seni dinlemeyen ve fikrine itibar etmeyenlerin toplumun tamamını teşkil ettiği bir zeminde 'doğru bildiğin yolda yalnız yürümekten korkma' prensibini asla unutmamalı ve kor kor yanan düşünceleriyle başbaşa çileli bir ömür sürmesini bilmelidir...

      Forum Saati Salı Haz. 27, 2017 5:50 pm